^dökümanlar ^arama ^hakkımda
Güncel Tarih: 31.07.2010 Saat: 13:39:41




| ^/dev/panrandom: Kova burcu erkeğiyim ben :-), genellikle sorun yokken çekip giderim. -- |

Yazmak için motivasyon gerek. Bense uzun zaman sonra, yeniden biriktirmeye başladım motivasyonlarımı İlhama muhtacız hepimiz... 90'lı yılların başındayız. Gökçeada'dayım. Sıcak bir yaz gecesi, sahil boyundaki yolda yürüyorum. Tek başımayım. Saat gece yarısını geçeli çok olmuş. Etrafta çıt yok. Ara sıra dalga sesleri duyuyorum. Denizden gelen sesleri hep huzurlu bulmuşumdur... Birden sahil yolunu aydınlatan bütün lambalar sönüyor. Etraf zifir-i karanlık oluyor. Tedirginliğim yükseliyor. Sağa, sola, önüme, arkama bakıveriyorum bir çırpıda. Olası bir tehlikeyi ararken, gökyüzüne gözüm takılıyor bir an. Tam bir şölen, o kadar karmakarışık ve büyüleyici ki... Ne zaman gökyüzüne baksam, hayatım, sorunlarım, hırslarım, düşmanlarım, dostlarım ve ben; o kadar küçülüyoruz ki... Güçlü bir lodos alıyor birden beni benden. Adeta uçuyorum kendi kendime, ayaklarım yerden kesilmeden. Dalga sesleri büyüyor kulaklarımda. Nereye gideceğimi unutuyorum. Dünya ile bağlarım kopuveriyor. Gökyüzünü izlerken; dalga seslerini dinlemek ve rüzgar yüzüme vururken, kumlarda uzanmak. Hayatımda bu kadar ben olduğumu hissettiğim çok az anım var. Gün ağarırken birileri yaklaşıyor bana doğru. Ben Dünya'ya güneşle beraber geri dönerken. Ailem... Deliye dönmüşler. Henüz 10 yaşındaydım o zaman. O yaz, bir daha yalnız dışarıya çıkamadım. Neredeyse psikologa götüreceklerdi beni, o gece yüzünden 30'a 3 kala, şimdiki zaman. Çoğu kez düşündüm bu anımı. Her seferinde daha güçlü hissettim kendimi... Siz ne kadar dolu yaşıyorsunuz, bilemem. Ben çok dolu yaşıyorum, belki o gece hakkında yazdıklarım çok saçma gelir size, kim bilir... Bense şu yaşıma kadar, hayatımın kontrolünü elimde tuttum hep, bu anının bende yarattığı maneviyatın da etkisiyle. Şöyle bir geriye bakınca, acayip doldurmuşum geçen yıllarımı, pek çok şey yapmışım. Pek çok tecrubem olmuş. Geçen 1-2 yılda bile, maddi açıdan (30'lu yaşların çan eğrisi) bir dönem çok güçlüymüşüm, bir dönem iflas etmişim... Şimdilerde yükseliyorum yeniden. Daha sakin düşünmeyi öğrendim; sadece 2 yılda Hepimiz, mütemadiyen, testilerimizi elimizden düşünüyoruz, kırıyoruz; hayat yolculuğumuz devam ederken. Önemli olan yürümeye devam etmek...
Çünkü amaç: Yolculuğu bitirmek, testi taşımak değil sevgili fani dostlarım. Güçlü olmayı öğrenin... |

Sümerler svastikayı kullanmaya başlayalı 6000 yıl olmuş. Geçtiğimiz yüzyılda Avrupa'da yaşananları ve artık svastikanın insanların zihninde nelerle eşleşmiş olduğunu öngörörebilselerdi, yüzlerinde nasıl bir ifade olurdu çok merak ediyorum...
İnsanlık olarak hafızamız çok zayıf vesselam... Geçen akşam ne yediğimizi bile zar zor hatırlayabilirken; kimsenin binlerce yılı, her sosyal infialde aklında tutmasını beklemiyorum tabi. O kadar da zeki değiliz... Hiç olmadıkta zaten. Bunun en güzel kanıtı: "Tarih tekerrürden ibarettir".
Sıkıldık değil mi? Haydi daha eğlenceli şeylere akalım o zaman
|

Yeni favorim. Müthiş keyifli bir içecek... Dünya'nın her yerine sakızlı türk kahvesi otomatları konmalı. Starbucks satmalı bunu. Hatta başka hiç birşey satmamalı Çenem düşmemeli son olarak. |

|
Lyrics |

Those tire tracks, Zigzag your torso like a devil's self portrait The car accident, the skin graft treatment, the flower baskets, The wincing relatives You bid her farewell, then you got in your car And that's the last thing that you can recall And when they pulled you out, You didn't know your name Exploding semi-truck blurred your face with flame You met Jane four years ago today, Dancing at some vomit-stained frat party Her newspaper gown, flashing headline brown, her violent gypsy dance, Her tired underpants Love [x12] Rhymes with pity now, Love [x12] Rhymes with sympathy now Jane let you touch her and feel her, And she was so free like a pineapple in a tree But you said it's dangerous, To be so intimate You know it's dangerous, dangerous, dangerous. Jane said when she laid on her back The sun hit her body like an ugly landscape But some things never get better Like used cars and bad livers So you traded her in for a better looking brand One with fake porno tits, A pad lock on her lips, A disposable tan, Biodegradable hands Back at the hospital, You got no visitors at all She visits you in your sleep, But that newspaper gown is always on fire (that you want it, that you want it) [x2] She met him a week after you left her, When you tossed out her touch to the garbage collector He talked her out of her skirt in his beer-soaked apartment And then they did all the things, You never said that you wanted And the sirens are laughing underneath your skull, And your thoughts are turning dull, callous and cold Yesterday you gave your burden a name Yesterday you gave your burden a face But your burden, it looks a lot like her Love [x12] Rhymes with pity now, Love [x12] Rhymes with sympathy now Love [x12] Ahhhhhhhh ! |

02/06/09
Selamlaşma dürtüsü, Bir tür, ben dostum, sana zarar vermeyeceğim ifadesi. Selamlaşma isteğinin yön bulmaması, iç huzuru kaçıran bir durum.
Terzi, Vitamin talebi yüzünden işini yapmamayı seçebilen yine de gelme ihtimaline binayen çalışabilen kişi.
06/06/09
Yıldırım, Garip bir bunalım. Hissiyatı bozuk bir gün. Saçma düzenlerin düzensiz dağılım gecesine hazırlık. İçinde yaşama, dışarısıyla bağ kurmama. Gördüğümü düşlediğim rüyaya dönüş isteği.
07/06/09
Çöle dönüş, Onca insan arasında tamamen yapayanlız. Bitkin ve yorgun... Bomboş bir bakış. Hayata dair tek duruş. Bomboş bir bakış...
12/06/09
Parçalanmak, Süzülen kanlar ve sarkan et parçaları. Donuk bi ifadeyle birlikte. Kendi başına gelme korkusuyla saklama / saklanma isteği. Evet, insanlar boşuna korkmuyorlar...
16/06/09
Yanlızlık, Anlatırken kullanacağım çöl tasvirinin ne kadar da basmakalıp olduğunu düşündüğüm tarif. Derin boşlukların içinde kaybolup, sonsuza kadar düşmek. Tek başına... Sabaha karşı yaşanan tek kişilik psikolojik çözülmeler piyesi... Hızlıca kalkmalısın Uğur...
22/06/09
Hafıza, İşlerken bir gökkuşağı şöleni. Renk renk anılar, tebessümler ya da üzüntüler demeti. Karanlık iken başıboş hissetme, kendinden uzaklaşma hali. Ait olduğun yaşamı kaybetmek...
03/07/09
Hiç bir şeye sana içerlediğim kadar içerlemiyorum...
16/07/09
Sancılı (FMF), sancısız (cilbert) hastane günleri... Öyle günler geçmiş ki "çok şükür" dedirten yer. Kötünün iyisi kavramı. Az kaldı...
28/07/09
Sen, gördüğüm iyilerin en iyisi, beyazların en beyazı, meleklerin en masumusun... Beyazlar giyen agresif meleklerin arasında...
Sabır... Bunca gün sadece bunu öğretti. |


| ... You should pay around $10 for a Mario hack. They have gotten more common in recent years as collectors have begun to tap foreign markets around Turkey and China. Yes, Turkey...for some reason there are a heck of a lot of Famicom pirates in Turkey."
Kaynak: http://web.archive.org/web/20080411023248/http://www.famicomworld.com/Pirated/Mario_Six_PIR.htm
Ah, bir de şu iki emulatör var: http://fceultra.sourceforge.net/ , http://fms.komkon.org/iNES/ Linux altında Famicom/Nes için daha şık bir ikili olamaz. Meraklısına...
Bu da işin karanlık tarafı: |

Bir süredir Nintendo'nun dillere destan konsolu (ki Nintendo konsol dünyasının Apple'ı bana kalırsa), Wii çerçevesinde takip ettiğim bir topluluk var. Bu insanlar Homebrew (Ev yapımı) uygulamalar konsepti altında Wii üzerindeki açıkları kullanarak çeşitli yazılımların wii portlarını oluşturmaktalar ve hatta yer yer kendi yazılımlarını da geliştirmekteler.
Nintendo ile ilgili fikirlerimi ve bir takım detayları vakt-i zamanında şurada paylaşmıştım.
Beni tekrar konuyla ilgili yazmaya iten nokta ise bu topluluğun geliştiricilerin yararlandıkları pek çok kaynağın,
özgür yazılım camiasının ortaya koyduğu ürünler olması. Ve bu topluluğun konsol habitatı ekseninde, sosyal anlamda oluşturduğu reflekslerle ilgili.
Basitçe başlamak gerekirse, ortada iki taraf var. Nintendo ve diğerleri. Ortaya ürünü koyan ticari bir kuruluşsa ve
"açık" bir iş modelini benimsememişse genelde şirket ve diğerleri şeklinde ayırmak hemen hemen her durum için kolay iken, burada durumu ilginçleştiren, eşine az rastlanır türden bir gövde gösterisi var...
Wii'nin yapabileceği pek çok şeyin, hemen hemen hiç birini yapmıyor olmasıyla ilgili bir hikaye var ortada. Bu duruma bayağı canı sıkılan birkaç hacker önce Wii içerisinde kod çalıştırmaya izin veren bir açığı keşfederek. Wii'ye sızmayı başarıyorlar. Hızla yapılan ilk iş, temel bir platform oluşturmak (Homebrew Channel), sonrasında da yapılan tüm geliştirmelerin, kurulum/kullanım ve değişim süreçlerinin kurallarını koyan standartları geliştirmek olmuş.
Haliyle Nintendo bu duruma hali/vakti/aklı (iş modelini düşünerek ortaya konan bir trio'dur) yerinde her şirketin yaklaşacağı şekilde yaklaştı. Önce söz konusu açığı yamadı ve bu açık kullanılarak yüklenen Home Brew Channel'in bir daha yüklenemeyecek olmasından emin olmaya çalıştı. Zira HBC'yi silmeye yönelik bir hamle geliştirmesi zordu çünkü, HBC sistemin her yerine ulaşabilen uygulamaları bünyesinde barındırıyordu. Bu tür bir girişimin sonucu muhtemelen konsolun soluğu teknik serviste almasıyla sonuçlanırdı...
O günlerden bu günlere, tabiri caizse bir Nintendo vurdu bir de hacker'lar
![]() Nintendo bir türlü HBC kullanımını kesemedi, köşeye sıkıştırmaya yönelik her adımına anında tepki verildi.
Geçtiğimiz günlerde San Francisco'da düzenlenen GDC (Game Developers Conference) 2009 da Wii'nin en son sistem versiyonu Satoru Iwata (Nintendo'nun başkanı) tarafından lanse edilmişti. Wii'nin hafıza problemlerine
yönelik ciddi iyeleştirmelerin yapıldığı bu sürüm HBC için pek çok önlem içeriyordu. Hatta bu önlemlerin bir kısmı Kore'de yayınlanan bir ara sürüm ile test edilmişti. Evet, o sürümü sadece Kore gördü
4.0 sürüm numarasıyla yayınlanan sistem versiyonunun (bu sürümden önce Kore'de 3.5 yayınlanmıştı, dünyanın geri kalanı ise 3.4 sürümünden 4.0'a direkt geçtiler) yarattığı tüm olumsuzluklara (!) rağmen, duyurulmasından bir kaç saat sonra forumlardan software modded olan eski sistemlerin sağlıklı yükselebildiği haberleri gelmeye başladı. Sizce Nintendo buna göz mü yumdu?Hatta wii hacker'ları sürümü öylesine benimsediler ki artık yeni geliştirme tabanının ve hedef platformun 4.0 olması yönünde bir takım gelişmeler yaşandı
![]() Wii'ye dair en son gelişme ise, sahip olduğu usb portunu kullanarak, buraya takılacak herhangi bir depolama ünitesinden yedeklediğiniz oyunları (ne yani yedek alamaz mıyım?) oynayabilmeniz yönünde.
Konu üzerine pek çok metafor ortaya konulabilecek olduğundan, pek çoğunu okuyucuya bırakarak, bir iki şey söylemek isterim.
Bahsi geçen hikayenin DS/PS3/PSP/XBOX360 varyasyonlarını da başka yerlerden okumanız olası.
Şimdi bir de olayın "iki tarafının" olmadığı bir konsol örneğini hatırlayalım: GP2X
Hatırlayacağınız üzere, bu cihaz üzerinde geliştirme faliyetinde bulunmak ve "becerebildiğiniz" her şeyi yapmak tamamen serbest.
Çoğu zaman bireysel olarak yapılan iyileştirmelerin, resmi sistem sürümlerinde yer bulmuş olması da bir o kadar ince bir nüans GP2X açısından.
Hikayeleri bir kenara bırakıp işin teknik detaylarından da biraz bahsetmek isterim:
HBC çerçevesinde geliştirilen her uygulamanın, SDK'sı devkitPRO (http://www.devkitpro.org/)
Sadece Wii çerçevisinde değil aklınıza gelebilecek tüm popüler konsolların Home Brew temeli bu SDK'ya dayanmakta. Şöyle bir içine girdiğinizde GCC ekseninde toparlanmış, pek çok araç ve ana kodu başka projelerden fork etmiş pek çok kütüphaneler göreceksiniz.
Özellikle Wii'yi HBC ile kullanan kullanıcılar için, Linux ve Linux uygulamaları oldukça tanıdık. Örneğin HD Video oynatma kapasitesi olmasına rağmen offical haliyle DVD filmleri bile oynatamayan Wii'nin Home Brew tarafında çözümü mplayer. Hatta mplayer kodlarını kullanarak kendi oynatıcılarını yazanlar da mevcut.
Konunun lisanslar ve telif hakları bakımından felsefi tartışmalar çıkarmaya çok müsait olduğu çeşitli forumlardan görmek olası olsa da genel kanı açık kaynak felsefesinin iyi ki var olduğu yönünde
![]()
|
