Ortaokul yıllarında ilkel komünal toplulukların nasıl olupta kollektif zekaya büründüklerini merak ettiğim günleri hatırlıyorum. Öyle durup dururken bu soruları kendime sormuyordum, merak ettiğiniz buysa. Maymunlar Cehennemi ve Flash Gordon izlerken daha çok... O dönemde iktidar ve yönetim sistemleri fena halde ilginç geliyordu. Sosyal anlamda hiyerarşik denklik, humanizmanın zirversiydi benim için. Soğuk doğu ülkelerinden esen rüzgarları içime çekmek keyifliydi ama çok geçmeden soğuk algınlığı geçirmiştim. Herhalde hayatımın evrilişiyle de ilgisi olan bir konudur. "Hiç", "kurgu" ve "karanlık" gibi kelimeler benim için çok önemli olmuştur hayat boyu...
Üniversite yıllarında ise, yanan siyah bayraklar gördüm. "Daha güzel bir dünya için batsın bu dünya" sloganını, cezaya kaldığı sınıfın tahtasına yazan Bart Simpson posterleri gördüm. Sloganlar atmadan önce, "dersten geçmek" dışında bir amacı olmayan öğrencileri ansızın çıkışlarıyla ürperten ve korkanları ayıran, trampet sesleri duydum. sadece trampet çalan iki gencin, 2000'den fazla insanı korkutabildiğini gördüm. Çünkü arkasından, bir grup insan tartaklanacaklarını bile bile, kimselerin söylemeye cesaret edmediği şeyleri söylüyordu. Sabırla, korkmadan, defalarca... Bu kararlılığın, bedelini sloganlara katılanlar ödese de, korkusunu çeken onlar değildi en azından. Onların geleceğini haber veren trampetler, mülayim öğrencileri korkuturdu ekseriyetle... Evet bana da dokunaklı, ama aynı zamanda da eğlenceli bir fransız filmi gibi geliyordu o zamanlar.
Yönetime yaklaşımı hayatının her döneminde isyan sesleriyle şekillenen biri olarak hala daha devlet kavramının insan doğasına uygun olmadığını düşünüyorum... Ahlak normlarına endeksli standartları, onları oluşturanları ve gözetenleri salaklıkla suçluyorum. Sadece keyifli ve huzurlu bir yaşam istiyorum. Toplumsal tabuların yok olmasını istiyorum hatta... İnsan hayatının önemsenmesini istiyorum...
Aslında bu günlük girdisinin konusu neden oyumu genç partiye vereceğim olabilirdi. Ama konu benim için biraz daha önemli: Şu an sosyal anlamda ne durumdayım? Toplumun dışında kalmak isterken, toplumun saygı duyduğu statülere yükselmek için ne yaptım?
Haftanın 6 günü sabah 6 da kalkıp işe gidiyor ve en erken akşam 6'da eve dönüyorum (eğer akşam bu saatlerde eve dönmeyi başarabilirsem kendimi iyi hissediyorum). Son 4 ay'da arabamı ikinci kez değiştirdim (Nissan Micra aldım, Opel Corsa maceramın ardından). Birikim yapmaya çalışıyor ve geleceğimle ilgili yatırımlara göz atmayı planlıyorum şu sıralar. Toplumsal anlamda, eşe dosta uzuuun uzun anlatılabilir şeyler bunlar. Arkadaş ortamında da muhabbeti en az 1-2 ay taze tutabilecek konular... Benim seçmediğim bir yaşamsal yaklaşıma ne kadar da adapte olmuşum. Acaba özümü mü kaybetmişim? Kendimi mi unutmuşum?
Bana dün sorulduğunda da bugün de ve hatta yarın sorulduğunda da hayata karşı duruşum hala daha "kurgusal", "karanlık" ve bireysel özgürlüklerin maksimum düzensizliğe özlemiyle örülü... Özel hayatım böyle şekilleniyor... İçine girdiğim elbiseyi çok sevmiyorum ve bir fırsatını bulduğumda üstümden atacağım.
Peki neden hemen atamıyorum?
Para = Güç
Güç = Konforlu yaşam
Konfor nedir?
Dilediğin gibi olması lüksüdür.
O zamana kadar...
Yeterince tecrubesizken, oportonist ilan etmek daha kolay geliyordu. Şimdi biraz daha zor (dikkatinizi çekerim "biraz"). Yaşlandıkça, umutlar ve arzular, uygun anları bulmak için yatılan pusulara dönüyor. Yeterince dinlenebildiyseniz pusuya yattığınız yerde, o zaman bir şansınız oluyor arzularınız için ve tabi ki umutlar için de...
O zamana kadar yeterince para kazanıp, parayı ortadan kaldırmak için bu paryı kullanacak bir şirket hayal ediyorum sadece... Dünya tarihinin en büyük paradoxuna hoşgeldiniz, şeklinde bir lansman da bekliyorum kendilerinden...
Oyumu da Genç partiye vereceğim ki, Cem Uzan iktidar olup 3 vakte kadar ekonomiyi ve siyaseti çökertsin... Eğer böyle bir şey olursa, sistem karşıtı gruplar kendisini idol olarak bile hatırlayabilir
Sadece yaşam konforu... Sadece bu... Bir de ormanla sahilin birbirine girdiği bir kumsalın üstündeki evin balkonunda güneşlenirken akşamüstü, yanımda yatan o hoş hatun (BSG'den hatırlayalım: Caprica ve Gaius Baltar)...